DavutErarslan 10 von 109Oy 5 Kritik
duyu organlarıNot: Bu yazı FEM Dergisi 11. Sınıf 4. sayıdan alınmıştır. Başlığı "Duyu Organları" olmakla beraber tüm gereksinimlerinizi karşılayabilir.

Duyu Organları

Dış dünyayı duyu organlarımız ile algılarız ve tanırız. Dışarıdan gelen bilgiler, duyu organlarımız tarafından algılanıp sinir sitemine taşınır. Duyu organlarının yapısında özelleşmiş hücre grupları olan "Reseptörler yani alıcı hücreler" bulunur. Duyu reseptörlerinin çoğu öellşemiş nöronlar veya epitel hücreleridir. Reseptörler ortamda bulunan çeşitli şekillerdeki enerjinin impulsa dönüştürülmesinde rol oynarlar. Bunlar ile çevremizdeki herhangi bir varlığın; rengini, sesini, heraketini, tadını, kokusunu, sertliğini, yumuşaklığını, sıcaklığını ve soğukluğunu algılayabiliriz.

İnsanda 4 çeşit duyu reseptörü vardır, bunlar;

  1. Fotoreseptörler: Işığı algılar.
  2. KemoReseptörler: Kimyasal özellikteki maddeleri algılar.
  3. Mekanoreseptörler: Mekanik uyarıları algılar.
  4. Termoreseptörler: Isı değişikliklerini algılar.
İnsanda dil, burun, deri, göz ve kulak olmak üzere 5 duyu organı vardır.

Dil

dilYediğimiz ve içtiğimiz maddelerin tadını algılamamızı sağlayan duyu organımızdır. Ayrıca dil tat almanın yanı sıra, konuşmaya ve besinlerin ağızda çevrilerek yutulmasına da yardımcı olur. Dil yüzeyi epitel doku ile kaplıdır. Epitel doku üzerinde tatları algılayan papilla denilen tat tomurcukları bulunur. Papaillar yaprak, çanak veya mantar şeklinde olabilmektedir.


Tat tomurcuklarında kimyasal uyaranlarla uyarılan özel alıcı hücreler ve destek hücreleri vardır. Tat tomurcukları dinin ucunda yanlarında ve arkasında bulunur. İnsan dili tatlı, ekşi, acı ve tuzlu olmak üzere dört ana tda karşı duyarlıdır. Dilde dil intihabı, mantar oluşumu görülebilir. Hastalıklardan korunmak için ağız ve diş temizliğine dikkat etmenizi Davut Erarslan olarak öneriyorum.


Tat Alma (Dil) Mekanizması

Bir maddenin tadının alınabilmesi için çözünebilir özellikte olması gerekir. Su veya tükürükte eriyebilen tat verici maddeler, tat tomurcupundaki reseptörleri uyarır. Almaçlar uyarılınca ilişkili oldukları duyu nöronlarında impuls meydana gelir. Uyartılar sinirlerle beyine iletilerek tat duyusu alglanmış olur. Besinlerin sıcaklığı, görünüşü ve kokusu besinlerin tadının alınmasından etkilidir. Örneğin, nezle, grip olunduğunda kokunun algılanması azaldığından tat almada azalır.


Burun

Burun, hem koku alma hem de solunum organımızdır. Burun boşluğu iki delikle dışarı açılırken iç taraftanda yutağa bağlanır.Burun iç yüzeyi epitel doku ile örtülüdür. Epitel dokuda mukus salgılayan goblet hücreleri bulunur. Mukus salgısı ve kıllar dışarıdan gelen kirli havanın temizlenmesinde ve kuru havanın nemlendirilmesini sağlar.
Her iki burun boşluğunun üst tarafındaki epitel dokuda sarı bölge adı verilen koku alma alanı bulunur. Bu bölgede koku alma reseptörleri vardır. Reseptörlerin hücre gövdeleri saru bölgedeki epitelin içinde bulunur. Reseptörlerin duyu silleri (5 duyu organı) ise epitelin yüzeyini kaplayan mukus tabakası içine uzanır. Koku sinirleri, koku hücresi (kemoreseptörler) aracılığı ile algılanan kokuyu talamusa uğramadan doğrudan beyine iletilir. Koku alma reseptörleri özelleşmiş sinir hücreleridir. Bu hücrelerin aksonları koku soğancığı ile bağlantılıdır.


Koku alma (burun) mekanizması

Cisimlerden çıkan gaz halindeki kokulu zerrecikler havayla birlikte burnumuza taşınır. Mukus içerisinde eriyebilen maddeler reseptörleri uyarır. Uyarılar koku sinirleri ile beyindeki koku merkezine iletilir. Böylece koku alma olayı gerçekleşir. Kokuyu alan duyu organları nöronlarının büyük bir kısmı uç beyindeki değerlendirme merkezine impuls taşırlar. Koku impulslarının bir kısmı hipotalamusa taşınarak duygusal değişikliklere neden olabilir.
Koku alma duyusu çabuk yorulur. Bu yüzden uzun süre aynı kokuyu alınırsa bir süre sonra hissedilmez. Bu duruma koku yorulması denir. Bu durum kötü kokulara karşı bir sigorta gibidir. Ancak farklı özellikte kokular bu durumda bile algılanabilir. İnsan burnu iki bin ila dört bin çeşit kokuyu ayırt edebilir.


Deri

Deri; vücudumuzu dış etkilerden koruyan ve vücut ısısının sabit tutulmasına, solunum ve boşaltıma yardımcı olan bir duyu organımızdır. Deride dokunma, başınç, sıcaklık ve ağrı gibi bir çok duyuları algılayan reseptörler vardır.
Derinin yapısı şu şekildedir; Deri; yapı itibariyle üst deri ve alt deri olmak üzere iki tabakadan oluşur.
Üst deri(epidermis): Çok katlı eğitel dokudan oluşmuştur. Üst deride kan damarları ve sinirler bulunmaz. Epidermisin üst kısmında ölü ve yassı hücrelerin bulunduğu "korun tabakası" yer alır. Bu hücrelerin içerisinde sert ve lifli proteinler birikmiştir. Ölü hücreler kepek halinde dökülürken alttaki malpighi tabakasında bulunan canlı hücrelerin bölünmesiyle korun tabakası yeniden oluşturulur.
Alt deri(dermis): Üst derinin altındaki canlı tabakadır. Alt deride kan damarlar, sinir hücreleri, kıl kökleri, kıl kasları, yağ ve ter bezleri bulunur. Alt deride bulunan mekanik reseptörler şunlardır;

  • Pacini cisimciği: Basıncı algılar, en büyük mekanik reseptördür. Deri altında, derin dokularda ve iç organların duvarlarında yer alır.
  • Meissner cisimciği: Dokunma duyusunu algılar, parmak uçları ve dudaklarda fazla sayıda bulunur. Cisimlerin sert, yumuşak, sivri ve kesici olup olmadığını algılar.
  • Kreuse ve ruffini cisimcikleri: Derinin dermis tabakasında yer alırlar. Sıcaklık duyusunu algılarlar. Kreusa soğuğa, ruffini sıcağa duyalıdır. Çok cabuk yorulurlar ve bu reseptöre termoreseptör denir.
  • Serbest sinir uçları: En az özelleşmiş reseptörlerdir. Derinin her tarafında ve diğer dokularda bulunur. Ağru duyusunun algılanmasını sağlarlar.

Deinin başlıca görevleri

  • Deri altında bulunan yapıları fiziksel ve kimyasal etkilerden korur.
  • Vücuda şekil ve bütünlük kazandırır.
  • Terleme yoluyla boşaltıma yardımcı olur.
  • İçerdiği kan damarları, ter bezleri ve hemen altında uzanan yağ tabakası sayesinde vücut sıcaklığının sabit kalmasına yardımcı olur.
  • Vüvudun su kaybını engeller.
  • İçerdiği almaçlarla çeşitli duyuları almamızı sağlar.
  • Organizmayı zararlı güneş ışınlarından korur.

Göz

Göz insanın dış dünyaya açılan penceresidir. Gözde bulunan reseptörler ışıkla uyarılarak görme olayının gerçekleşmesini sağlar.
Göz, görme işinde doğrudan görev alan kısımlarla, bunları koruyan yapılardan meydana gelir. Koruyucu yapılar; kaş, göz kapakları, kirpikler, göz yaşı ve çapak bezleri ile göz yuvarlağını göz çukuruna bağlayan ve hareketini sağlayan kaslardan oluşur. Göz kapakları göz yaşı bezlerinin çıkardığı sıvıyı kırpma hareketi ile gözün saydam tabakası üzerine yayarak bu tabakanın kurumasını önler.
Gözün görmeyi sağlayan kısımları; reseptörler, mercek ve ışık etkisiyle oluşan uyartıları beyne ileten sinirlerden ibarettir.
Göz yuvarlağı dıştan içe doğru sert tabakai damar tabaka ve ağ tabaka olmak üzere 3 ana tabakadan oluşur.


Sert Tabaka(sklera): Göz yuvarlağını en dıştan saran beyaz renkli ve bağ dokudan yapılmış sert dayanıklı bir tabakadır. Gözün iç kısmında bulunan daha nazik dokuları korur ve göz yuvarlağına dayanıklılık kazandırır.
Sert tabaka, göz yuvarlağının ön tarafında daha ince, saydam ve tümsek durumdadır. Bu kısma kornea denir ve bu kısım ışığın kırıldığı ilk yerdir. Korneada kırılan ışık toplanarak göz bebeğinden içeriye girer.
Damar Tabaka(koroit): Sert tabakanın altında bulunur. Gözü besleyen kan damarlarını bulundurur. Damar tabakanın iç yüzeyindeki hücreler de bulunan pigmentler fazla ışığı emerek göz yuvarlağının içini karanlık bir oda haline dönüştürür ve görüntünün netliğini sağlar.
Damar tabaka gözün ön kısmında farklılaşarak irisi ve merceği tutan kaslı yapıdaki askıları oluşturur.
İris, düz kaslarla donatılmış ve çeşitli renk maddelerinin bulunduran hücrelerden oluşmuştur.Göze rengini veren kısımdır.
İrisin ortasında göz bebeği denilen ve göze ışığın girmesini sağlayan küçük bir açıklık bulunur. Göz bebeği ortamın ışık şiddeine göre iristeki kaslarla büyütülüp küçültülebilir. Fazla ışıkta küçülür, az ışıkta ise küçülür. Bu yapı ile ışığın oranı ayarlanır.
Ağ tabaka(retina): Gözün en içteki kısmıdır. Bu abakada ışığa duyarlı reseptör hücreler bulunur. Işığa karşı duyarlı hücreler çomak ve koni şeklindedir. Çomak hücreleri siyah ve beyaz algılar, zayıf ışıkta görmemizi sağlar. onu hücreleri ise renklere karşı duyarlıdır. Koniler mavi, yeşil ve kırmızı renklere duyarlıdır. Diğer ara renkler iki yada üç koninin birlikte çalışmasını sağlar.
Ağ tabakada kör noktanın üst kısmında hafif çukur olan ve sarı benek denilen bir bölge vardır. Görüntünün oluştuğu yer burasıdır. Koni hücreleri sarı benekte yoğunlaşmıştır. Çomak hücreleri ise retinanın çevresinde yoğunlaşmıştır.
Göz sinirleri, göz yuvarlağından çıkarak beyne gider. Göz sinirlerinin göz yuvarlağından çıktığı bölgede reseptörler oladığı için görüntü bu noktaya düştüğünde göre olayı olmaz ve bu noktaya kör nokta denir.
Görme nasıl olur ?: Bir cisimden göze gelen ışınların reseptçrler üzerindeki etkisiyle gerçekleşitr. Işınlar korneada kırıldıktan sonra göz bebeğinden geçerek merceğe gelir. Göz merceği ışığı bir kere daha kırar ve kırılan bu ışınlar camsı cismi geçtikten sonra retine üzerinde(sarı benek bölgesi) ters bir görüntü oluşur.

Miyopluk nedir ?: Uzağın net görülememesi kusurudur. Bunun nedeni, göz yuvarlağının bozularak önden arkaya doğru uzamasıdır. Ayrıca göz merceğinin kırıcılığının artması da miyopluğa neden olur.
Hipermetropluk nedir ?: Miyopluğun tersi bir durumdaur ve yakının net görülememesi kusurudur. Bunun nedeni göz yuvarlağının bozularak optik eksene dik olarak uzamasıdır.
Astigmatlık nedir ?: Cismin şeklinin bulanık görülmesi kusurudur. Saydam tabakanın veya merceğin yüzeyinin kavisiyle ortaya çıkar. Göz merceğinin yüzeyinin düz olmaması da astigmatlığa neden olur. Görüntü bulanıktır.
Şaşılık nedir ?: Göz yuvarlağını hareket ettiren kasların normalden daha uzun yada daha kısa olması durumunda ortaya çıkar. Ameliyatla düzelir.
Renk Körlüğü nedir ?: Renk Körlüğü kalitsal bir hastalıktır. Doğuştan bazı renklerin ayırt edilememesi kusurudur. Yaygın olan çeşidinde kırmızı ve yeşil renkler birbirinden ayırt edilemez.


Kulak


Kulak işitme ve denge organımızdır. Dıştan içe doğru, dış kulak, orta kulak ve iç kulak olmak üzere 3 kısımdan oluşur.
1.Dış Kulak: Kıkırdaktan yapılmış kulak kepçesi ve kafatası kemikleri arasında ilerleyen işitme kanalından meydana gelir. Dış kulağın görevi, gelen ses dalgalarının toplayarak "duyu organları" dış kulak yolu ile orta kulağa iletmektir. Kulak yolunda, you sarı renkte bir madde salgılanır. Bu madde kulak yolunu nemli tutar. Kulak zarının esnekliğindede etkilidir. Kulak salgısı dışarıdan gelen toz gibi maddelerle birleşerek kulak kirini oluşturur.
2.Orta Kulak: Dış kulak ile iç kulağın birleştiği yerdir. İçinde şekillerine göre adlandırılan çekiç, örs, üzengi bulunur. Çekiç kemiği kulak zarına, üzengi kemiiği ise, iç kulak başlangıcındaki oval pencereye bağlanır. Orta kulağın en önemli yapıları olan bu kemikler ses dalgalarının yükselterek iç kulağa iletilmesini sağlar.
3.İç Kulak: Hem işitme hemde denge ile ilgili yapıları bulundurur. İçinde duyu hücreleri ve işitme sinirleri bulunduran kıvrımlı kanala salyangoz denir. Salyangoz 2,5 dea helezon şeklinde kıvrılmış bir yapıdır. Salyangoz helezonları açılırsa birbirinden ince zarlarlar ayrılan ve tepe noktaları ortak olan koni şeklindeki üç kanal bulunur.



Duyu Organları - 5 Duyu Organı nedir ? teşekkür eder.
chat dedi ki...

bilgilendirme için teşekkürler.

Adsız dedi ki...

süperya işde ödevimi buldum

büşra dedi ki...

çok teşekkür ederim proje ödevim sizin sayenizde biticek allah razı olsun sizden

Yorum gönderirken lütfen alakalı yorumlar yollayın.

Burada yer alan Haber7 haberleri ile güncel hayattan haberdar olun. Davut Erarslan haber eklentisi vardı önceden onu da bir ara eklerim.

Daha fazka haber için tıkla. Haber7 haberleri
blogger"